Çağdaş insan varlığı kuramında temellenen yeni bir sanat anlayışının varlık nedeni

Sanatı bir zevk ve konfor gibi ele alanları bilinçlendirmek gerekir. Çünkü: İnsan varlığının gelişmesi  için gerekli olan temel değerlerden biri ‘estetik varlık alanı’dır. Bu da yaratma edimi ile sanatın varlığında gelişir. Bununla birlikte Kültürel ve tarihsel varlık alanında insanın tüm yapıp-etmeleri ve ortaya koyduğu bütün etkinlikler, onun ölüme karşı direnmesinin ve onunla hesaplaşmasının bir somutlaşmasıdır.

Tinsel etkinlikler zamanla değerini yitiren nesnel bir değer değildir. Bu nedenle bir sanat eserine sahip olan insan değerler alanında bir nitelik kazanır kendiyle gurur duyar, yücelir ve toplum içinde kendini yaratır. Sonrada bu yapıt çocuklardan torunlara ve hatta ülkelerin müzelerine bir servet olarak kalır. Yeter ki o gerçek bir sanat eseri olsun, düşünsel alt yapıdan yoksun ticari kaygılarla yapılmış,  gelip geçici modaların kurbanı olmasın.

Yine büyük bir değer olan ‘yaratma edimi’ndeki zihinsel soyutlamayı tanımlarsam: O, yaşam piramidinin zirvesinde yer alan küçük bir alan gibidir. Piramidin kesimleri bilindiği gibi aşağıya indikçe büyümekte, genişlemekte ve halk dediğimiz insanı oluşturmaktadır, yaşam içinde ise sadece sanatçı diyeceğimiz yaratıcının anlayabildiği bir zihinsel faaliyet, piramidin büyük kitleleri, halk için anlaşılmaz, kavranılmaz olur. Çünkü,  zihinsel etkinlikte gelişen düşünce dünyasının varlığı ile yaratma edimi gerçekleşir. Bu nedenle en üst alanın da zirvesinde bazen sadece tek bir insan bulunur. Değerlendirme yeteneğine sahip yaratıcı coşku da o’dur. Bu değerlere sahip sanatçıları, en yakınında bulunanlar bile anlamazlar. Endişe verici inanılmaz bulurlar. Şaşırırlar kızarlar. Yalnız bırakırlar. Aradan uzun yıllar, bazen de asırlar geçer. Piramidin büyük bir kesimi-halk onun bir zamanlar yalnız bırakıldığı o bulunduğu yere gelene kadar.

Bir de halkın beğenisinin ötesini göremeyen, değerlendirme yeteneğinden yoksun gözler halk için aşağı hedefler uğruna yaşıyorsa, piramidin büyük kesimini oluşturan toplumların benimsediği eserleri çoğaltırlar. Bu tür sanatçıları halk benimser ödüllendirir ve şöhret olur. Bu ünlüler içerikten yoksun eserlerde, saf olmayan biçimler kullanır ve ortaya çıkanlar hem kendilerini hem de insanları aldatır. Bu da toplumu yozlaştırır. Böyle zamanlarda sanat, maddi amaç için bir nesne olur; sanatçı sadece yeni bir yapmacık manier peşindedir. Coşku duymadan, hakiki var oluştan yoksun, milyonlarca sanat üretilir. Başarı peşinde vahşi koşu başlar, sanat dışsallaştırılır. Tarihsellik ve geçmiş değerler adına çalışan sanatçılar, güçlü ruh titreşimlerinden yoksun kalır. Her masal ülkesinde eserin hedefi boşa çıkar. Ne var ki bütün bu göz kamaştırıcı aldatmalara, bu kaosa ve bu vahşi koşuya rağmen, zihinsel varlık alanı piramidin zirve varlığı alt edilemez. Güçlü bir ruh ile öne ve ileriye doğru yavaş ama kesin olarak hareket eder.

Günümüzde hala sanat etkinlikleri ve resim sanatı, sanat felsefesinden ve düşün dünyasından uzak eserler vermektedir. Her türlü sanat akımının içinde yer alan ve durmadan tekrarlanan bu tür çalışmalar yaratı dünyasının dışındadır. Bazı değerli sanatçılar hariç yüzyıldır yapılanlar ise batıda gerçekleşenlerin tekrarıdır ya da tarihsel olanla, masalların bugün fantastik bir alan içinde eser adına süsleme sanatına dönüştürülmesidir. Bir de Osmanlıya ait yazı sanatının özgünlük arayışları içinde kurtarıcı gibi kullanılması ve benzeri, çabalar yaratma ediminden yoksun öykünme ve aktarmaların tekrarı biçimindedir. Oysa sanat bir oyun değildir, bir yetenek sergisi de değildir. İnsan evriminin, insan gelişmesinin tarihidir. Ve de çağların ruhudur. Bu nedenle bu sanatçılar şimdi ve buradaki evrensel var oluşa onun bütünlüğünü kurmak ereğiyle katılmak bilincinden yoksundur, ya da yeterince bilinçli olarak sanat ve düşün etkinliği içinde olmadıklarından ve çağdaşlık kavramını çağdaş olarak kavrayamadıklarından olacaktır. Çağdaşlık ise yaratma edimi içinde meydana getirme kurma etkinliği yoluyladır ki insanın hem kendi sınırlarını ve hem de evrenin boyutlarını aşmasıdır; böylece, çağdaş insan yaratma edimiyle doğasal zorunluluklar karşısında bir özgürlük, kapalılık karşısında “açılış” kazanır; evrenin değerlerini çoğaltır ve büyütür. Bir defaya özgü ve yinelenemez olan her yaratma ediminde, insan evrendeki biricikliğini ve de hakiki var oluşunu gerçekleştirme olanağını ele geçirir bu nedenle yaratma eyleminin varlık nedeni olan sonsuz olarak sanatsal olma öğesinden ödün verilmemelidir çünkü bu eylem insan varlığının en önemli varlık alanıdır.  O yaşamın somutlaştığı alandır ve de kitlesel yaşamın gündelik sıradanlığını kültürel, intellektüel, insansal varlık katına çıkarmak için nesnenin tinselleştirildiği, yaşam boyutlarının zenginleştirildiği bir eylem alanıdır.

Akatünvel grubu bu nedenle ülkemizdeki genel çizginin dışında yer alan ayrıcalıklı bir sanat topluluğudur. Bu topluluk özgün sanatsal uygulamalarını teorik planda bir felsefi temel üzerine kurmaktadır. Bir yaratma eylemi olan sanat sanıldığı gibi tarihsellik kategorisine sığacak bir alan değildir. Tarihle hesaplaşma eylemi de değildir. O her “çağın bütün varlıkla” hesaplaşma eylemidir. O yaşayan canlı varlığın ölümle hesaplaşma eylemidir. Bu nedenle burada vurgulamak istediğim;  Akatünvel Sanat Topluluğu içinde yer alan  Nafi Çil ve arkadaşlarının, yokluğa ve ölüme  karşı var olmanın varlık nedenlerini yaratma edimi içinde düşünmeleridir. Bir ölümlü varlık olan insanın, ölüme karşı verdiği ölümsüzlük savaşında, yaratma edimi içindeki sanatın bu içsel zorunluluğu üç kategori içinde yer alır. 1) Her sanatçı yaratıcı olarak kendine özgü olanı ifade etmek durumundadır. 2)Her sanatçı çağının sanatçısı olarak, o çağa özgü olanı ifade etmek ve onun bütünlüğüne, evrensel var oluşuna katkıda bulunmak zorundadır. 3) Her sanatçı sanatın hizmetçisi olarak, genel olarak sanata özgü olanı vermek durumundadır. Bu kategoride sonsuz olarak sanatsal olma öğesi, bütün insanlığı ve bütün çağları kapsayan, sanatın ana öğesi olarak en önemli kategoridir. Mekan ve zaman tanımayan bir öğedir. 

Bu öğelerden sadece ilk ikisini derinlemesine bir bakışla kavramak, üçüncü kategorinin apaçık belirdiğini görmeye yetecektir.  Bu gerçeği görmek de, değerlendirme yeteneğine sahip kahraman kişilere özgüdür. Ne var ki bu kahramanlar gerçek-sanatçılar kadar nadirdir. Sanatta kişisel-olandan çok söz edilmiştir. Geçmiş yüzyıllar ardından bakıldığında kişisellik önemini kaybeder, yok olur ve ölür. Sadece üçüncü öğe, salt ve sonsuz olarak sanatsal olma kategorisi, sonsuza kadar canlı kalır. Zamanla gücünü kaybetmez, gücü sürekli olarak artar. Bir Roma, bir Mısır plastiği bugün bizi kesin, çağdaşlarını sarsabildiğinden çok sarsmaktadır: Eser çağdaşlarına o zaman henüz yaşanmakta olan zamansal ve kişisel belirtiler yoluyla bağlıydı. Gerçek gücü bu belirtilerin etkisiyle fark edilmemişti. Bugün ise biz aynı plastiklerin üzerine örtülen örtülerden sıyrılıp gelen, ölümsüz-sanat gücünü duyuyoruz. Günümüzdeki bir eserde de üçüncü öğe ne kadar kuvvetli ise ilk ikisi o ölçüde sönük kalır. Böylece o büyük yapıtın güncelliği geride kaldığı için, çağdaşlarının ruhuna girmesi zorlaşır. Bu yüzden bazen üçüncü öğenin insanların ruhuna erişebilmesi için yüz yıllar geçmesi gerekir. Eserde üçüncü kategorinin baskın olması yapıtın büyüklüğünün ve sanatçının büyüklüğünün işaretidir.

Örnek olarak Prof. Dr. Süleyman Velioğlu’nu verebiliriz. Velioğlu, düşün, psikiyatri ve sanat alanlarındaki bütünleşik çalışmaları sonucunda özgün “insan varlığı kuramı”nı oluşturdu. 2500 yıldır insan üstüne oluşturulan kuramlardan çok farklı nitelikte olan kuramını 2000 yılında “insan ve yaratma edimi” adıyla kitaplaştırdı. Yine aynı yapıtta ontopsikiyatri adını verdiği yeni bir bilim alanını temellendirdi. Bizler Süleyman Velioğlu’nun zihinsel etkinliğinde gelişen Sanat Felsefesi’ni”, bir ekole dönüştüren Akatünvel grubuyuz; Bu felsefenin içinde ben ve arkadaşlarım var. Bu sanatçılar evrensel değerler içindeki çağdaş sanata, salt ve sonsuz olarak sanatsal olma öğesini, düşünsel boyutta yeni bir dünya görüşü kazandırmak amacındadırlar. Bu da çağdaş insan varlığını açıklamak ve insanın arkaik değerleri ile çağdaş evrensel değerleri arasındaki çelişkiden estetik planda yeni bir gerçekliği yaratabilmek çabasına dayanmaktadır. Çünkü, yaratma basit bir psişik süreç değil tersine ontolojik ve estetik bir süreçtir. Akatünvel sanatçıları daha önce real varlıkta doğada bulunan bir varlığı arkaik değerler içinde soyutlayarak yaratma süreci içinde esere dönüştürür. Figürler, real ilgilerinden soyutlanırken, arkaik değerler soyutlanmış, düşünsel, bu anlamda ‘ideal-zihinsel’ bir biçimi ifade eder. Bu anlayış içinde çağımızda mimaride, heykelde ve resim sanatında özgün eserler gerçekleşmektedir. Denebilir ki arkaik olan da, soyut olan da, zaman ve uzaydan belli bir bağımsızlığı ifade eder. Arkaik bir insan plastiğini ya da bir heykeli ve de bir mimari eseri zaman ve mekanda belirlemek olanak dışıdır. İşte bu özgün varlık bir ‘sanat yapıtıdır’. Bu ontolojik ve estetik karakter ölüme karşı bir meydan okumadır, ölümsüzlüktür.

Estetik varlık alanından yoksun bir toplum için bizler ve bizler gibi çağdaş yaratıcı sanatçılar gereklidir. Önemli olan, eserlerimizin içsel zenginliği ile buluşulmalı ve değerleri keşfedilmelidir. Eserlerimize sahip olmak isteyen kişiler yapıtlarımız karşısında sanatın tinsel varlığı ile buluşan insanlar olmalıdır. Bu da görünen ön yüzün, arka planında yer alan kalıcı değerlerin gücüyle derin bir coşkunun, büyük bir duyarlılığın ve sonsuz olarak sanatsal olanın yaşanmasıdır. Bu nedenle benim ve arkadaşlarımın eserlerini elde etmek ya da sergilemek için bizlerle ilişki kuran galeriler ve yöneticiler “Ülkemizde keşfedilmesi gereken gerçek ve ölümsüz sanat eserlerini Avrupa ve dünya müzelerinde görebileceğiniz değerdeki yapıtları, sizlere büyük bir cesaretle sunmaktan gurur duyuyoruz” diyenlerdir.  Çünkü onlar değerlendirme yeteneğine sahiptirler ve bilirler ki sanatçı ancak “yaratma edimi” yoluyla anlam kazanır ve ölümü yok eder.

Son olarak bir sanat ekolü olan Akatünvel Sanat Topluluğunun felsefesini çok kısaca yinelersem: Çağdaş insan varlığı kuramı üstünde yer alır.  Sanat ontolojisi temelinde yeni bir resim anlayışı kavramında temellenir. Bu anlayış içinde gerçekleşen yapıtlar, temelde ontolojik olan, resmin veya eserin sanatsal varlığında bir “estetik bütünlük” elde edilir. Bu estetik bütünlük formel bakımdan sanatsal öğelerin ortaya koyduğu bir bütünlük değil varlıktaki temel ontolojik-birliğe dayalı bir bütünlüktür ve bu, varlıktaki büyük denkleşmenin küçük bir modelidir. Bu model aynen varlıktaki büyük modeli yansıtır. Kandinsky’nin dediği gibi “Sanat yapıtı yaratmak, dünya yaratmaktır” sözü sanatta hareket edilecek biricik ontolojik-estetik ilkedir.                                       

Ressam Mimar Nafi Çil  03.02.2013 

NAFİ ÇİL’İN SANATI VE  UYGULAMASI
‘Akatünvel’ sanatçısı Nafi Çil, topluluğu gibi sanatında ve uyguladığı teknikte tümüyle özgündür. İsmail Tunalı’nın ifadesiyle “ ‘Akatünvel’ bir sanat ekolüdür ve sanatın felsefi anlamında bir varlık yorumu olduğuna inanan ve bunu da yapıtlarıyla 45 yıldır gerçekleştiren, çok ciddi bir sanat hareketidir.” (1)

“Dayandığı felsefi ve sanatsal düşüncelerin esere dönüşmesi sürecinde uygulanan teknik ve malzeme ise, resim sanatına tarihsel varlığı çerçevesinden bakıldığında tümüyle benzersizdir.” (2)  

Nafi Çil’in ve topluluğun oluşturduğu, geliştirdiği teknik ve malzeme de feslefenin gereği olarak katmanlaşmaya olanak sağlayan, kalın boya tabakalarının üst üste sürülerek tekrar tekrar taşın yontulmasına benzer bir biçimde defalarca bozulması ve yeniden yapılanması biçimindedir.


(1) Prf.Dr. İsmail Tunalı’nın Akatünvel’in felsefesi üstüne  yazdığı makaleden
(2) Prf Dr. Süleyman Velioğlu İnsanın Resmi kitabından.

Go to top